Zamanın diğer anlamı “deneyim” olmalıydı.
Zaman geçer. Yaşamın içinde her insanın var olabildiği bir gelişim yaşanır. Kimisi bunun farkına varır, kimisi yalnızca dalgasına kapılır ve bir kayanın üzerinde öylece kalır.
Herkes birer midye. Çoğu insan tadından hoşlanır, kimisi varlığından keyif alır; ama çok azı kabuğundaki rengin doğasına kaptırır kendini.
Düşünmek gerekir. Aslında ne kadar düşünmemek gerekirse…
Bulunduğun yerde, bulunduğun şeye anlam yüklersin. Oysa aynı şeyin birçok anlamı vardır.
“Seni seviyorum.” demeye çalıştığın cümlenin içinde, bir başkası için “Seni neden sevmeliyim?” cümlesi saklıdır. İşte tam olarak hayat budur. Ne anlatmak istediğinle ne anlaşılmak istendiği arasında yaşanan uyumsuzluğun ruhuna yansıttığı gölge.
Gölge… Güneşin tepemizde olduğu anda yok olan ama bir açı kazandığında boyumuzun ölçüsünü bize gösteren bir illüzyonun parçası.
Sevginin kalbimizdeki gerçekliği kadar; dünyada var olan her insanın kendi çağında “var” olmayı istemesi de gerçektir. Gerçek olmasını istediği kadar bir illüzyondur. Varlık dünyasında yokluk kadar gerçektir. Sevmek kadar sevilmek…
“Sevilmek” dediğin, kendine verdiğin değerdir. “Değer” dediğin ise hislerinin yolunda yürüyen her varlık, her enerjidir.
Enerjiysek biziz. Biz birer usta. Biz evren. Biz birer öğrenci. Biz birer kimseyiz.
Buradayım ve buradasınız.
Siz kimsiniz? Ben kimim?
Biz biriz. Ve hiçbirimiz, birbirimizden bambaşka hisler taşımıyoruz. Siz ne yaşıyorsanız, ben de aynısını yaşıyorum.