İnsan Sessizliğinden Kaçabilir mi?
Çoğu insan kafasının içinde durmadan konuşan sesten kaçmak ister. Onu durdurmak, ondan kurtulmak ister. Peki o sesin neden bu kadar çok konuştuğunu merak eden oldu mu hiç? Neden zamanla yönetilemez bir karmaşaya dönüştüğünü?
En son gerçekten ne zaman sessiz kaldın?
Hayatımız karmaşık. Ne istediğimizi bilmiyoruz. En önemlisi de seçenek çok. Seçenek çoksa ihtimal de çok. Bu kadar ihtimalin arasında neyin gerçekten bize ait olduğunu seçmekte zorlanıyoruz. Sahip olmadıklarımızın peşinden koşarken, aslında ne aradığımızı unutuyoruz.
Tek ihtiyacımızın kendimizi tanımak olduğunu ise fark edemiyoruz.
İnsan, kafasının içinde durmadan konuşan ve onu ihtimaller denizinde boğulmaya sürükleyen sese değil de içindeki sessizliğe kulak vermeye başladığında kendisiyle tanışır. Hani bazen “Ben bunun olacağını biliyordum.” diye kurduğumuz cümlenin arkasında yatan o narin sese…
Çoğu zaman bize öyle derinden seslenir ki, zihnimizin bağrışları arasında onu duymak mümkün olmaz. Bazen bir his gibi gelir. Hızlıca gelip geçen ılık bir esinti gibi huzur bırakır ardından. Fakat çoğu zaman ya duymayız ya da görmezden geliriz.
Gelelim sessizlikten kaçma konusuna…
İnsan sessizliğin içinde bir kez bütünüyle bulunabildiğinde ve en derindeki o narin sesi bir kez olsun can kulağıyla dinleyebildiğinde, tüm dünya değişmeye başlar.
Hayatta büyük bir sessizlik oluşur. Dünyevi telaşların içinden sıyrılırsın. İçeride bir şeyler harekete geçmeyi bekliyordur; fakat sen bu gücü nasıl kullanacağını henüz bilmiyorsundur.
Kime anlatabilirsin?
Kimden bunu anlamasını bekleyebilirsin?
İnsan olmak çok basit bir şeyken, bir o kadar da zor. Bilinç, duygular, beden, farkındalık, zihin ve düşünceler…
Tüm bunları yönetebilmek bir eser yaratmak gibi değil mi?
Her birini dengede tutabilmek için ne kadar büyük bir çaba gerekiyor.
Belki de sadece teslimiyete ihtiyacımız vardır.
Belki de cevap bu kadar basittir.
En zoru da zihnin odaları içerisinde kendini bulmaya çalışmaktır. Kendini orada bulamayacağını bildiğin hâlde binlerce odaya girip çıkar insan. Bir kapıyı açtıkça karşısına bir başkası çıkar.
Tozlu raflar…
Bilinmezliğin içinde karanlığa doğru uzanan düşünce labirentleri…
Ne tuhaf değil mi?
Zihin, hiç yaşanmamış bir olayı ya da hiç yaşamadığın bir durumu sana öyle kolaylıkla yaşatır ki, onu gerçekten olmuş gibi hissedebilirsin. Seni hüzünlendirebilir, korkutabilir, umutlandırabilir.
Gerçekte yaşanmamış, hatta belki de hiç yaşanmayacak bir şey için gözyaşı bile dökebilirsin.
İnsanın en zor sınavı sanırım kendisiyle olan sınavı.
Bir bulmaca gibi…
Ve belki de en zor soru, zihnin gürültüsü içinde doğru sesi duyup duyamayacağındır.