Özel Günleri Beklerken Kendimizi Ertelemek

Çok beğendiğim, kendime çok yakıştırdığım bir kıyafet aldığımda onu hemen giymiyorum.
“Özel bir gün” için kaldırıyorum.

Belki güzel bir buluşmada giyerim diye düşünüyorum.
Belki dostlarla çıkılacak bir akşamda.
Belki aileyle geçirilen bir günde.
Belki de bir yolculukta…

Sonra o kıyafet dolabın en güzel yerine asılıyor ve beklemeye başlıyor.
Ben de onunla birlikte bekliyorum.

Ama bazen o özel gün hiç gelmiyor.
Bazen aylar geçiyor.
Hatta bazen aldığımı bile unutuyorum.

Sonra bir gün dolabı açıp onu tekrar gördüğümde, ilk gün hissettiğim şeyi hissedemiyorum. İlk aldığımda bana çok yakıştığını düşündüğüm o kıyafet artık aynı görünmüyor gözüme. Çünkü ben değişmiş oluyorum.

Düşüncelerim değişiyor.
Karakterim değişiyor.
Yaşadıklarım değişiyor.
Hayat beni her gün biraz daha başka birine dönüştürüyor.

Ve o kıyafetin üzerimde bıraktığı his de benimle birlikte değişiyor.

Belki de bu yüzden o “özel gün” geldiğinde bile onu giymiyorum. Çünkü artık bana ilk günkü duyguyu vermiyor. Aylarca sakladığım şey, zamanın içinde anlamını kaybetmiş oluyor.

Bazen buna kızıyorum.
Bazen kendime de kızıyorum.

Çünkü aslında o kıyafeti ilk aldığım gün giymeliydim. Kendim için.
Özel bir günü beklemek yerine, her günün özel olduğunu bilerek…

Ama çoğu zaman bunu yapamıyoruz.

Sanki hayatın bize bir gün “şimdi” diyeceğini düşünüyoruz.
Sanki mutlu olmak, kendimizi güzel hissetmek, kendimize değer vermek için doğru zamanı bekliyoruz.

Oysa belki yarın hiç gelmeyecek.
Belki o özel gün hiç yaşanmayacak.

Ama biz yine de saklıyoruz.
Erteliyoruz.
Bekliyoruz.

Sanırım bunu sadece kıyafetlerde yapmıyoruz.
Hayatta da böyleyiz.
İlişkilerde, hayallerde, söylemek istediklerimizde, hissettiklerimizde…

Kendimizi çoğu zaman “daha doğru bir zaman” uğruna erteliyoruz.

Sonra bir gün dönüp baktığımızda, geç kalan şeyin aslında zaman değil, kendimize verdiğimiz değer olduğunu fark ediyoruz.

Kendime değer vermeyi kolay öğrenmedim.
Bazen insanlar tarafından değersiz hissettirilerek öğrendim.
Bazen düşerek.
Bazen acı çekerek.

Ama bazen de kendi elimi tutarak ayağa kalkmayı öğrendim.

İnsan en çok da kendine sarılmayı öğrenince büyüyor sanırım.

Yine de hayatın telaşı içinde bunu unutabiliyoruz. Günlük koşuşturmanın içinde kendimizi ikinci plana atabiliyoruz. Bu yüzden kendimize daha sık hatırlatmamız gerekiyor:

Her gün özel.
Biz de öyleyiz.

Bir insandan önce, bir ilişkiden önce, bir onaydan önce…
Kendimize değer vermemiz gerekiyor.

Belki de o çok sevdiğimiz kıyafeti bekletmeden giymek bunun küçük ama önemli bir başlangıcıdır.

Bir Cevap Yazın