Hayatımızda bir eşikte olduğumuzu ne zaman fark ederiz? Adım atmakta zorlandığımız anlarda mı?
Bazı durumlarda eşiğin varlığından bile haberimiz olmadan öylece ilerleyebiliyoruz sanki. Bir eşikten geçmiş olabiliyoruz. Hayatımızda değişkenlikler oluyor ve farkında bile olmadan geçtiğimiz o eşiğin varlığını anlamıyoruz.
Bazen de öyle zor görünüyor ki yol; belki karanlık, sessiz, soğuk…
Adım atmak, hayat düzenimizi değiştirmek korkutucu geliyor. Erteliyoruz, görmezden geliyoruz ve o kapı eşiğinde günlerce, belki de aylarca bekliyoruz. Neyi beklediğimizi bilmeden hem de. Kendimize yalanlar söyleyerek inanmak istiyoruz. O eşikten geçmek zorunda değiliz gibi geliyor.
Evet, belki bu bir zorunluluk değil fakat ilerleyebilmek için bir gereklilik oluyor.
Geriye gitsen, o yol çoktan bitti. Dönüşü yok. Olduğun yerde kalsan, zaman geçtikçe kendini affedemediğin bir yaşam döngüsüne saplanma ihtimalin çok yüksek.
İnsan sarıldığı şeyleri nasıl bırakır? Nasıl terk edebilir?
Hissedilen acı, göğüs kafesini parçalarcasına delip geçer. Nefesin kesilir, yutkunmak zorlaşır.
Bırakmak ne zor şeydir, tutunmak ise en kolayı.
Neye, niçin tutunduğumuzu bilerek mi kalıyoruz bu alanda?
Gerçekten kurtarıcı mı seçiyoruz, asla kurtarılamayacağımızı bilmemize rağmen?
Belki de henüz bilmiyoruz bizi bizden başka kimsenin kurtaramayacağını.
Peki ya tutunduğumuz şeyler gerçek mi, yoksa bizim istediğimiz ya da hayalini kurarak öyle olduğuna inandığımız şeyler mi?
Bazen tutunduklarımız da şekil değiştirir. Bir ağacın dalı gibi belki de onları budamak gerekir.
Düşmeyi göze alarak bırakmak gerekir.
Dallarında yaprak dahi kalmamış, çürümüş hatta kurumuş bir ağaç dalına mı tutunmak?
Yoksa düştüğümüzde yerde gördüğümüz, filizlenen bir fidanla mı umut beslemek?
Ne kadar cesaretsiziz, öyle değil mi?
Cesaret… Ne büyük bir güç.
Sevgi de öyle.
Aslında en büyük güç, içimizde büyüttüğümüz sevgi.
Sadece bazen sevgi tanımımızı yanlış yönlendirdiğimizi düşünüyorum.
Bir şeye körü körüne tutunmayı da sevgiden sayabiliyoruz.
Oysa sevgi saf ve nettir; tutunmayı gerektirmez.
Aksine bırakmaktan geçer.
Çünkü sevgi, hapsolmak değil, özgür olmaktır.
Belki de tutunmayı bırakırsak uçmayı öğreniriz; düşmekten korkmadan.
Eğer düşersek de ayağa kalkar, yeniden deneriz.
Daha özgür ve daha içten bir şeyi.
Belki de hayat, her eşiğin ardında bize kendimizi yeniden tanıma fırsatı sunuyordur.
Yeter ki korkmadan o kapıdan geçmeyi bilelim.